Arşiv

Archive for the ‘Seyir Defteri’ Category

Parkinson Kanunu ve İşler

24 Ağustos 2011 Yorum yapın

“Parkinson Kanunu” kitabını zamanında büyük bir keyifle okumuştum. İngiliz tipi esprilerle dolu olduğundan pek de beğenmiştim. Geçenlerde yine Internet’te serserirken bu şakacı kanun üzerine doktora çalışmaları falan yazıldığını farkettim: Şaka olsa da gerçekmiş demek ki. Bu vesileyle, Parkinson Kanunu kitabındaki favori örneğimi buraya alıntılamak şart oldu:

…işlerin başını aştığını düşünen bir memur ele alalım, adı A olsun. İşinin gerçek ya da zahiri olduğu konuyla ilgisiz, ama A’nın bu fikrinin enerjisinin azalmasından kaynaklı olduğunu gözlemlememiz mümkün. Bu gerçek ya da zahiri fazla çalışmaya üç olası şifa vardır. İstifa edebilir, B adlı iş arkadaşıyla işleri paylaşmayı önerebilir ya da altındaki C ve D adlı iki memurun yardımını isteyebilir. Bu üç ihtimal arasında, A’nın üçüncüyü seçmeyeceği herhangi bir durum yoktur. İstifa etse, emeklilik ikramiyesini kaybedecektir. Hiyerarşide aynı seviyede bulunan B ile işleri paylaşsa, W emekli olduğunda açılacak pozisyona bir rakip getirmiş olacaktır. Bunlardan dolayı A, altındaki C ve D’ye işleri paylaştıracak ve böylece ikisinin birden  değerini anlayan tek kişi olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken konu, C ve D’nin ayrılmaz bir ikili olduğudur. Sadece C’yi bu işe sokmak imkansızdır. Neden? Çünkü C tek başına olsa işi A ile paylaşacak ve pratik olarak B ile aynı durumda olacaktır. Alt seviye çalışanlar iki ya da daha fazla olmalıdır, böylece ikisi de bir diğerinin yükselmesinden çekinerek çalışacaklardır. C’nin işlerinin başını aştığından şikayet etme vakti geldiğinde A, C’ye iki yardımcı atayacaktır. İç sürtünmeyi engellemek için aynısını D’ye de yaparak pozisyonlarını aynı durumda tutacaktır. E, F, G ve H’nin de işi alınmasıyla birlikte, A’nın kurumda yükselmesi kesinden de öte bir olasılığa dönüşür.

Artık bir kişinin yaptığını yedi kişi yapmaktadır. Bu yedi kişi birbirleri için iş üretirler ve A her zamankinden daha fazla çalışmaktadır. Yeni bir evrak hepsinin imzasını gerektirir. Memur E konunun F ile ilgili olduğunu düşünür, C’ye yanıt olarak bir yazı yazar, C ise D’ye danıştıktan sonra yazıyı onaylar, D de G’nin konuyla ilgilenmesini ister. Bu noktada G tatile çıkar, dosyayı H’ye yönlendirir. H de C ve D tarafından imzalanmış bir tutanakla, yazının son halini A’ya takdim eder.

Bu noktada A ne yapar? A’nın yazıyı okumadan imzalaması için haklı sebepleri ve kafasında başka bir sürü sorun vardır. W’nun gelecek yıl emekli olacağını bildiğinden, yerine C’nin mi yoksa D’nin mi geçeceğine karar vermelidir. G’nin iznini onaylamalıdır. Onun yerine H mi gitseydi diye düşünmektedir: Son zamanlarda pek sağlıksız görünmektedir H. Ayrıca F’nin ikramiyesi ve E’nin başka birime geçme isteği de bir kenarda durmaktadır. A ayrıca D’nin evli sekreterlerden birine aşık ve G ve F’nin birbirine küs olduğunu duymuştur. Neyse, A yazıyı alır, imlayı düzeltir, F’nin düzelttiği bölümleri eski haline getirir. Son noktada C’den H’ye memurların hiçbiri doğmamış olsa bile ortaya çıkacak sonucu oluşturur. Bu sırada kimse boş durmamış, herkes elinden geleni yapmıştır. A işten akşam en son çıkanlardandır. Çökük omuzları ve alaylı gülümseyişle, geç saatlere kadar çalışmanın ve kır saçların, başarının ceremelerinden olduğunu düşünür…

(Kaynak: http://www.heretical.com/miscella/parkinsl.html )

Categories: Seyir Defteri

Deep Purple

20 Mayıs 2011 Yorum yapın

Kendimi bildiğimde halihazırda yaşlanmış olan bir grubun konserine gitmek garip bir duygu. Onlar da garip hissediyor olmalılar.

Categories: Seyir Defteri

Ehliyet Sınavına Gireceklere Uyarı

02 Haziran 2010 Yorum yapın

Önceden Tosun Paşa etkinliğiyle boy göstermiş geleneğin devamı büyük olasılıkla. Yer, Tunalı Hilmi’de, Kuğulu Park’ın karşısındaki otobüs durağının orası. Gloria Jeans’in karşısı. Fotoğrafı çekerken kameraya çeken var mı diye kıllandım ama henüz yoktu kimse sanki.

Categories: Seyir Defteri

Otobüs Ağı

16 Nisan 2010 Yorum yapın

Aslında o kadar da fantastik bir şey değil ama Varan otobüsünün alt katında bir yandan sallana sallana yolculuk edip bir yandan da İnternet’te gezmeye çalışırken çok fantastik gelmişti.Pamukkale Varan’ı sollarken kablosuz aracılığıyla selamını çaktığının resmidir:


Categories: Seyir Defteri

They're made out of meat

14 Nisan 2010 Yorum yapın

Terry Bisson‘un, Internet’te dolaşıp duran güzel bir kısa öyküsü vardır. Bir süre önce bir arkadaşa anlatmaya çalışıp da anlatamayınca, çevireyim bari dedim – Türkçe çevirisi şu ana kadar ya yok ya da ben bulamadım. Çeviriye sağ taraftaki listeden ulaşabilir ya da o kalabalıkta bir şey göremiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.Bir de aranırken, bu öykünün tarzından esinlenmiş bir başka öyküye de rastladım ekşi sözlükte. Benimkini okuduktan sonra bunu da okumalısınız bence.

Categories: Seyir Defteri

Duşpik İngiriş?

26 Ağustos 2009 Yorum yapın

Ana dili İngilizce olan bazı aklıevveller, sanki kendi vatandaşları çok süper İngilizce konuşuyorlarmış gibi, elalemin İngilizce’sine sardırmışlar, tüm dünyayı bıkmadan gezip, kurulan devrik cümlelerin, anlam kaymalarının fotoğraflarını çekip gülüyorlar. Mesela engrish.combunlardan biri. Tabii ki komik ama bunlara gülenlerin akabinden Sheakspear okuyup da kötü etkilenen dillerini temizlediklerini sanmıyorum.Bu arada, bazılarına ben de gülüyorum, o ayrı. Gülüyorum diye şımarıp da bana mesaj yazarken dahi anlamındaki de ekini ayrı yazmazsanız selamı sabahı keserim.Tamam tamam, ortamı yumuşatalım. Ayça bulmuş gezdiği bir yerlerden, buyrun:

“Ben paraya para demem, para bana verilmedikçe”…
Categories: Seyir Defteri

Bir Şapka Daha

24 Ağustos 2009 Yorum yapın

Yabancılarda deyim gibi bir şey var: Şapka. Hangi şapkayla konuştuğunuzu sorduklarında birden fazla özelliği varmış da onlardan birini seçip diğerleri yokmuş gibi davranarak konuştuğunuzu varsaymış oluyorlar. Yani patronunuz gidip de “şimdi çalışan şapkamı takıyorum” gibisinden bir laf edince, patron sıfatıyla konuşmayı bir yana bırakıp, seviyenize inmeye karar vermiş anlamına geliyor.Pek şapka takmam, alışkanlığım değil ama promosyon olsun, tatil yerinde aceleyle alınmış olsun, bir sürü kepim var çekmecemde. Gerektiğinde evde bırakmış olurum, gerekmediğinde de çekmecede yer kaplarlar. Tarafıma şimdiye kadar verilmiş ve “bu şapkamı takarak konuşuyorum” diyebileceğim tek şapka, şu ana kadar bu şapkaydı:

 

Tabii ki bu şapkamı takıp da insan içine çıkmadım, sadece eski şirketin bir etkinliğinde dağıtıldığı için hatıra diye sakladım – “Outing”i düzenleyen şirket, “hacker”dan kastedilenden ne anladıklarını bu promosyanlarında dışa vurmak istemişler, nasip.Cuma itibariyle bir şapkam daha oldu:

RedHat Certified Engineer“, kısaca “RHCE“. Aslında asıl mevzu RHCSS, ama bu önce şartmış. Ne yapalım.
Categories: Kompütür, Seyir Defteri

Şehnaz reloaded

18 Aralık 2008 Yorum yapın

Bizim Şehnaz’da hep şüphelendiğim bir şeyler vardı. İşe çıkmamızla dönmemiz arasında sanki hiç bir şey yapmamış gibi, döndüğümüzde, gerinerek karşılar hep bizi. Evde yalnızken ne yaptığını merak ederdim. Bir gün çıktıktan sonra telefonumu evde unuttuğumu hatırladığımdan eve döndüm. Telefonu kolayca buldum ama Şehnaz ortalıkta yoktu. Gerçekten aradım, bütün zula yerlerini hallaç pamuğu gibi attım, nafile. Mama paketini sallamama rağmen gelmedi, oysa mama sesinde her zaman tufaya düşerdi. Acelem olduğundan çıktım ama akşama kadar da nerede olduğunu düşünüp durdum. Acaba camdan mı çıkmıştı? Ben kapıyı açtığımda hemen aradan apartman koridoruna mı kaçmıştı?Oysa akşam, her zaman olduğu yerdeydi, kapıyı açtığımda poposunu dönüp gerinmek gibisinden, kedi lugatında ne anlama geldiğini bilmediğim, insan lugatına uyarlamayıysa hiç tercih etmediğim hareketini yapıyordu. O zaman içimde bir şüphe doğmuştu. Biz gider gitmez bu kedi kozmik, parapsikolojik, her ne dandik boyut varsa oraya geçiyor, bütün gün alfa kanalı senin, telepati benim geziniyordu. Gelmemize de yakın, eski pozisyonunu alıp biz safları kandırıyordu. Ayça’ya da anlattım. Bereket pek ciddiye almadı. Zira, olay bununla da kalmıyormuş, kendisi zamanda yolculuk da yapıyormuş. İspat mı? Buyrun:

Şimdi anlaşılıyor hanımefendinin biz yokken nerelere (zamanda) gittiği, kimlerle düşüp kalktığı, akşam geldiğimizde yaptığı hareketi nereden öğrendiği. Pis yogacı.Bu arada, ispatın -yani resmin- kaynağı: http://thecatalyst.typepad.com/the_catalyst/famous-people-cats/. Dikkat ederseniz, başka benzerler de var, ama bunun duruşu falan da aynı, o yüzden bir tek bu görünüşünden eminim.

Categories: Seyir Defteri

Sansür Şudur Budur

10 Kasım 2008 Yorum yapın

Buradan arak bir karikatürü nedense buraya taşıyasım geldi.

Australian gördüğünüz yerleri favori ülkenizin ismiyle değiştirebilirsiniz. Sonra da sansürün anlamsız, insan haklarına aykırı olması bir yana, imkansız olduğunu düşünebilirsiniz. Hatta mümkünse, emin olunuz.Sansürsüz Internet’i dolaşmak isteyen arkadaşlarıma buradan ücretsiz destek öneriyorum. Sıraya girin.

Categories: Seyir Defteri

Kedi

18 Eylül 2008 Yorum yapın

O kadar zamandır blog cinsinden işlerle ilgilenmeme rağmen, bir tane bile kedi yazısı bile yazmamışım. Yazıklar olsun ki bana ki, fareden bahsetmişim, balıkçıl kuşundan bahsetmişim, megapod kuşundanbahsetmişim, ama hani kedi yazısı, resimleri? Şirin resimler, altına yazılar, kulağına kulaklık, kafasına bere, ağzına pipo, fotoşop, flash… Çok ayıp bana.Oysa dibimde türünün nadide bir örneği var, günümüz gecemiz birlikte geçiyor hem de. Aklıma şimdiye kadar gelmemesinin nedeni, kendisinin ün, şöhret gibi şeylerden hazzetmemesi, fotoğraf makinalarına poz vermek yerine iplerini çekmeyi tercih etmesi ve yüz ifadesinin – şirin olsa da – çok ciddi bir işle meşgul olduğu hissini vermesi.Daha çok sevmediği işler üzerinden ilişkimiz şekillendiğinden, onlardan bahsetmek lazım önce. Evet, poz vermek gibisinden fotojenik işlerden hoşlanmıyor. Sonra, kucak sevmez, fazla sevilmek istemez. Evde bizle ilgilenmez ama evde olmazsak da sinir olur. Kapı açılırken çıkan anahtar sesi Şehnaz için hiç hoş değildir. Geç yatarsak, bizle birlikte uyuduğu için, uykusu kaçar, ayak parmağı ısırarak bizi de uyutmaz. Ulaşamadığı yerlere tüneyen güvercinler bir numaralı düşmanıdır. Aksi gibi şu kısacık hayatında ulaşabildiği bir yere tüneyen güvercine de rastlamamıştır. Ama ümitle beklemekte, her gördüğü güvercine en nefret dolu bakışlarıyla bakmaktadır. Birlikte bakarsak miyavlayarak küfür etmekte, benim de etmemi beklemektedir. Ben terbiyeliyim.

Sevdiği şeyler de var tabii, mesela ayaklarım, ama çoraplı. Özellikle işten gelince. Benimle oynamaz, ayaklarımla oynar. O sırada okşarsam, aralarına girdiğim için kızar. Sanırım Şehnaz’ın gözünde, ayak denilen şeyle birlikte gelen, nasıl diyeyim, gülün dikeni gibi bir şeyim.Böcekleri çok sever, çünkü onlar güvercinler gibi ulaşamayacağı yerlerde dolaşmaz. Keşke bir de pati darbelerinden sonra mızıkçılık yapmayıp da oyuna devam etseler.Yatakta ve gardrobun içinde yatmayı sever. Özel yastığı dekoratif amaçlıdır.Aslında dünyadaki diğer herşey dekoratif amaçlıdır. Bütün insan uygarlığı binlerce yıl uğraşıp Şehnaz için uygun olan ortamı oluşturmak için çalışmışlardır. Tam olmamıştır, ama idare etmektedir. Varolanla yetinir, genelde insanlığın, özelde bizim sunduğumuz adakları alçakgönüllülükle kabul eder.Neşeli bir köpek, odaya girdiğinde sanki bir şey yapmaya girmiş de ne yapacağını unutuvermiş gibi bakınır ortaya. Şehnaz’ın da dahil olduğu Siyam-Kedisi milletiyse, herhangi bir zamanda herhangi bir yerde bulunmalarının sebebinin iki hafta önce ajandasına düştüğü not olduğu garanti bir edayla girer ve çıkar. Girdiği yerin sizin yanlışlıkla kapısını kilitlemeyi unuttuğunuz, kapısı kolay açılan tuvalet olması, tarzını değiştirmesine engel değildir, teftiş eder ve gider. Aynı şekilde, çok planlı ve programlı bir şekilde, birden bire bir yerlere saklanıp sessizce oturması gerekiyorsa, sizin bağıra çağıra hanımefendiyi aramanızın önemi yoktur. Randevu almamışsınızdır çünkü.Son olarak, söylemeden geçmemem gerekli: Tavşana benziyor.

Categories: Seyir Defteri
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.