Aptronim Sahibinin Sayfası

2005/12/30 - 2 dakikada okunur - Yorumlar - Seyir Defteri

sokak ortasi misyonerligi

Dün bisikletimin lastiği inmişti. Şişirebildiğim kadar şişirip işten eve gitmiştim, bir daha inmemesi umuduyla. Sabah kalktığımda ön lastik dümdüzdü. Şişirme denemelerim işe yaramadı, lastiğin durumu kötüydü.Ön lastiği sürtmemeye çalışarak metro istasyonundaki tamirciye kadar yarı sürükleyerek götürdüm bisikleti. Öğleden sonra dört civarları vereceklerini söylediler. Canım sıkılmıştı. Ya patladıysa lastik adam akıllı?Hem işe iyice geç kalmış, hem de canım sıkkın olarak metroya bindim. Çoktandır binmemiştim. Güneşli bir kış günü, yeraltından gitmeyen bir metrodan görülen manzarayı unutacakmışım az kalsın. Keyifliymişâ€¦ Sabah binip de sıkıldığım, inmek için sabırsızlandığım zamanları hatırladım. Alışmak çoğu güzelliği gizliyor gözlerden.Nieuwmarkt’ta indim. Dam’a doğru keyifli bir şekilde yürümeye başladım. İlk köprünün üstünde bir oğlan ve bir kız duruyorlardı. Hollandaca “Pardon, bir şey sorabilir miyiz?” dediler. Bu lafı Hollandaca bilmesem de biliyorum, dilenciler genelde lafa böyle başlıyorlar çünkü.Pek de dilenciye benzemiyorlardı ama, zaten Amsterdam’daki dilencilerin çok azı dilenciye benziyorlar. Zaten hiç biri de dilenci olduğunu iddia etmiyor. Ya öğrenci, ya evsiz, ya turistken parasız kalmış. Bakalım bunlar hangi cinsten diye düşünerek, “Ja” dedim. Sonrasında dediklerinden hiç bir şey anlamayınca:– English please, demek zorunda kaldım gülümseyerek.– Oh, English? OK, did you celebrate christmas, dedi oğlan.– No.– Do you celebrate christmas in the family?– No.– Did you read bible?– Yes, sure!– What do you think about it?– Nice reading, but too many characters.Bu noktada oğlanın kaşları çatıldı. Kızdığını farkettim ama tabii kızgınlığını gösteremezdi. O anda yanındaki kız, tam anlamıyla “koptu”, bir kahkaha koyverdi. Sanırım sokak misyonerliği işinde yeniydi, espri hoşuna gitmiş gülüyordu.Oğlan kıza öyle bir baktı ki, kız sustu. Oğlan sakin olmaya çalışarak cebinden bir kağıt parçası çıkardı. Üzerinde Hollandaca “Tanrı sevgi demektir” gibisinden bir şey yazıyordu, arkada da İncil’den bir parça, yine Hollandaca. Oğlan “Hollandaca az biliyorsunuz, anlamaya çalışın.” dedi. Ben de “tabii ki” dedim ve hiç bozmadığım gülümsemeyle devam ettim.Ne yapmaya çalıştıklarını asla anlayamayacağım, ama İncil’i tavşan niyeti kağıtlarına yazıp fal çeker gibi gelene geçene dağıtmak zaten yeteri kadar kutsal kitaplarına ihanet bence. O yüzden, bir sonraki çöp tenekesine kağıdı atarken zerre kadar suçluluk duymadım.Oğlandan artık geçmiş ama, umarım kız gülmekle somurtmak arasındaki tercihini gülmek yönünde kullanır da, o zaman sevgiye tapmış olur, küçük kağıtlara neyin sevgi olup neyin olmadığını yazarak değil.Öğleden sonra bisikletimi almak için geri dönerken bakındım, belki yine denk geliriz diye. Denk gelmedik. Bisikletçi lastiği yamamış, fıstık gibi yapmış. 6,75 Euro’ya halletti sağolsun. Bence bisiklet de, bisikletçi de sevgidir! Nasıl diyorlar sizin orada, “Fiets heeft leef”… Ya da öyle bir şey: Flamancam berbat.