Kırçiçeği
“25 saat hizmet” sloganıyla göz dolduran lokantalar zinciri. Ben İzmir Mavişehir şubesine gittim, çorbası güzeldi. Menüsünün de orijinal olduğunu hatırlıyorum. Artık bir dahaki sefere bakarız.
“25 saat hizmet” sloganıyla göz dolduran lokantalar zinciri. Ben İzmir Mavişehir şubesine gittim, çorbası güzeldi. Menüsünün de orijinal olduğunu hatırlıyorum. Artık bir dahaki sefere bakarız.
Uzun ve titiz pazar araştırmalarından ve külyutmaz tavırlarla satıcılardan bilgiler aldıktan sonra, her tembel evine lazım olan tost makinalarından bir tane de biz aldık. Yıllar önce alıp da bozduğum tost makinasının yeni modelini aldığımı farkedince aklın yolu birdir diyerek kendimi teselli etmeye çalışsam da, Arçelik’in tasarım kararları üzerine saçma sapan düşünerek kendi kendimi kıllandırmaktan da geri kalmadım.
Eski tost makinam, resimde gördüğünüz makinanın hemen hemen aynısıydı. Sadece tam dikdörtgen şeklindeydi. Şimdiki ise, gördüğünüz üzere, aerodinamik olduğunu söylesem abartmayacağım bir tasarıma sahip. Neden? Ekmekler mi değişti? Köfte kızartırken optimum alan mı sağlanıyor? Mutfakta daha az mı yer kaplıyor? Hayır, bu tasarım. bence sadece ancak köylü kurnazına yakışır bir marka bağımlılığı çalışmasına hizmet etmekte.Makinayla gelen, tost makinasını pişirme için de kullanmaya imkan tanıyan tavaya dikkat edin: Yamuk yumuk bir şey (tamam, yamuk olmasa da garip). Tam da makinanın hatlarıyla tam uyumlu. Bu da demek oluyor ki, bu tavanın başına bir şey gelse, mesela Can Bican bıçakla köfteleri dürterken çizse, yenisi için yine Arçelik’e gitmeli, zira piyasadan alınacak bir tava makinaya tam sığmayacak. Eski model ise dikdörtgendi, küçük kaplar/tavalar cuk oturuyordu.Ya işte böyle sayın tüketici kardeşlerim, bu emperyalik, sorosist, masonik ve postmodern tasarımların oyununa gelmeyin. Bu yazıyı da ilgili ilgisiz herkese, satırların başına çok sayıda ‘>’ işareti koyarak gönderin ki eşinizin dostunuzun mesaide okumaya malzemesi olsun, sıkılmasınlar.
Bu seferki Elifcan’ın İstanbul gezisinden. Kızılkayalar’ın yanında, kaşarlı dürümü icat ettikleri rivayet edilen bir yer. İrlanda’ya gidip de rüyasında dürümünü görenler varmış, valla.
Tunalı’nın, pahalı olmasına rağmen bayağı ayakaltı olduğu için müşterisi bol pastanesi. Yemekten önce ya da sonra ikram niyetine bir şeyler veriyorlar ama hangi kurala göre ne verdiklerini henüz anlayabilmiş değilim. Oturup gelen geçeni izlemesi zevkli, hesabı ödemesi biraz can sıkıcı.
Tunalı’da, Rumeli benzeri ama menüsünde içki de olan, aynı zamanda öğle yemeği için de uygun olan bir lokanta. Sadece isim tercihleri talihsiz: Bir ara her mahalleye yayılıp sonra da kaybolan kumarhaneleri hatırlatıyor.
Sanırım Şeyhmuz gittiğinde uğramış bu lokantaya. Ortalama olduğunu söylüyor. Arka taraftaki gözlükçünün reklam sloganının da aynı olduğuna bakarak, ben de sahibinin aynı zamanda gözlükçüsü olduğunu tahmin ediyorum. Hem yemekte, hem gözlükte “ciddiyet – güven – titizlik”. Lokantada fazladan paket servis de varmış. Ben olsam gözlükçü için de düşünürdüm.
Birincisinin nerede olduğunu bilmemekle birlikte, ikincisine denk gelinmiş, ıslak mendili de bana intikal etmiş. Mendilin görünüşüne bakarak, ortalama civarı bir pide-kebap lokantası olduğunu söyleyebilirim ama tabii ki yanılıyor da olabilirim.
Bu ıslak mendil de (bu sıralar velinimetim haline gelmiş olan) Funda’lardan. Bir yorum yok, giden anlatır nasılsa.
Hocaoğlu da, rivayet odur ki, Edirne’nin en kaliteli köftecisidir. Bir gün oraları da görüp, köftesine bir bakmak şart olsun.
Bursa’nın en ünlü kebapçısı, Funda’lardan geldi bu da. Hiç gitmedim ama şeytan diyor ki, ara 444′lü numarayı, iste Ankara’ya bir buçuk iskender, getirirlerse de çerçeveletip as.