Dost Pide ve Pizza
Ayça’nın İzmir’den getirdiği başka bir ıslak mendil. Buna da gitmedim. Zaten pide ve pizzayı birleştiren müesseselere alttan alta kıl olmaktayım. Yurtdışındaki fuzuli Türk lokantalarını hatırlatıyorlar.
Ayça’nın İzmir’den getirdiği başka bir ıslak mendil. Buna da gitmedim. Zaten pide ve pizzayı birleştiren müesseselere alttan alta kıl olmaktayım. Yurtdışındaki fuzuli Türk lokantalarını hatırlatıyorlar.
Denizatı pastanesinin hemen üstündeki kebapçı. Yıllardan beri değişmeyen, sabit bir kalitesi vardır. Pilav üstü döneri, öğle vakti uğrayıp yemeye değer.
Side‘de gittiğimiz Acanthus Hotel’in bağlı olduğu Barut Hotels oteller grubunun ıslak mendili.
Necatibey caddesi üzerinde, önceden Yeşil Nalın’ın olduğu yerde açılmış bir kebapçı. Yeşil Nalın daha aşağıya taşınmış, yeni sahipleri de isim benzerliğinden durumu kurtarmaya çalışmışlar. Kavurmaları güzel.
Önceden de burada Kebap 49′un bir ıslak mendilini yayınlamıştım. Bu seferki de aynı ama saman kağıda basılı olması ilgimi çekti.
7 Haziran tarihi itibarıyle evlendik. Fotoğraflarımız henüz tanıdıklardan ve fotoğrafçılardan bize dönemediği için (çabalarımız devam ediyor) afilli pozlarımız henüz ortalıkta yok. Şöyle bir sanal pozumuz var ama:
Ama sonrasında Side’ye gittik, bir güzel dinlendik, oradan parçalarla idare edebiliriz, değil mi?
Acanthus Hotel derler, çok güzel bir otele gittik, Ayşegül Ablam sağolsun. Çalışanları güzel, odaları güzel, sahili güzel… Biraz pahalı ama balayında o kadar da olur sanki. Yeni evlilere güzellik yapmışlar:
Otel Side’nin tam içinde değildi ama Side’ye de gittik tabi. Güneşli, sıcak falan demek gereksiz tabi. Akşamları pek bir güzeldi – canlı, eğlenceli. Sayıca çok bol olan butik, kuyumcu ve eczaneleri çıkartınca, geriye çeşitleri bol takı dükkanları ve birkaç güzel bar kalıyor. Royal Castle Pub ve Stones Bar tam bize hitap eden müzikleriyle favorimiz oldu.
Tatilin vazgeçilmez aktivitelerinden olan “ekstriiiim” sporlardan da geri kalmadık. Ayça paraşütle atmosferin sınırlarını zorlarken, tırsık ben aşağıdaki sürat motorunun niye suda değil de havada gittiğini düşünerek ecel terleri döktüm. Bu da benim “ekstriiim” sporum oldu.
Sonra adrenaline doymayıp akuaparka da gittik. Çocuklarla birlikte kayarken onlar tek kendilerinin korktuğunu zannedip üzülmesinler diye çığlıklar attıktan sonra, pahalı ve adi yemeklerinden yedikten sonra, Rusya’dan getirilmiş fok, yunus ve beyaz balinalarının Rus eğitmenleri tarafından yönetilen gösterilerini, hemen hemen tamamı Rus turistlerden oluşan bir izleyici kitlesiyle izledik.
Şelaleye de uğramadan geçmedik tabi. Eski güzelliği kalmasa da, akan suya bakmanın dayanılmaz çekiciliğinin baki olduğunu farkettik.
Side’nin kaplumbağası ünlü bir plajı var. Uzun süredir kaplumbağaları gören yokmuş. Çok şanslı insanlar olduğumuzdan, akşama doğru plajdan Side’ye yürürken bir tanesine rastlayacak kadar talihliydik.
Güzel bir hafta sonunda, yine güneş batarken, Side’ye gidin ama mümkünse Haziran’dan önce – havalar serinken – ve turistler her tarafı basmamışken, diyorum.
Bu seferki Günce’den, daha denemesem de kolay olduğu için bir gün mutlaka yaparım sanırım.Malzemeler
Ayça Eskişehir’e gittiğinde getirmişti bu kibrit kutusunu. Önce Bomonti ile benzerlik kurmaya çalıştığını düşünebilir okuyan. Oysa Bomanti de yeteri kadar meşhurmuş. Belki bir gün uğrar, methedildiği kadar olup olmadığını rakı-kavun-peynir eşliğinde kontrol ederiz.
Yine Diyarbakır, burasının da kebabı meşhurmuş. Henüz gitmemiş olsam da değerlendirmeyi yapanların yorumuna güvenirim. Uğramak gerekli.