Aptronim Sahibinin Sayfası

Java’da CA Sertifikası Eklemek

OSX’te Keychain’e bir CA eklemek hemen hemen tüm uygulamalar için yeterliyken, Java başka bir kaynaktan CA sertifikalarına baktığından yeterli olmuyor. Eğer java uygulamalarını kullanarak sertifikası kendinden menkul bir https sunucusuna erişmeniz gerekiyorsa, okumaya devam edin. Öbür türlü bu link daha faydalı olacaktır: Faydalı Link

Önce hangi sürüm java kullandığımızı öğrenelim:

1
$ java -version 2>&1|grep '^java version'

Bendeki sürüm 1.7.0_60 olarak görünüyor:

1
java version "1.7.0_60"

O zaman şöyle bir komut giriyoruz:

1
2
3
4
sudo keytool
        -keystore /Library/Java/JavaVirtualMachines/jdk1.7.0_60.jdk/Contents/Home/jre/lib/security/cacerts \
        -importcert -alias custom-ca \
        -file custom-ca-cert.crt

Buradaki -keystore seçeneğinde “jdk1.7.0_60.jdk” yerine kullandığınız java sürümünü yazmalısınız. Ayrıca eklemek istediğiniz CA sertifikası da -file seçeneğinde yer alıyor. -alias seçeneğine ise “custom-ca” teriminden daha tanımlayıcı bir şeyler yazabilirsiniz.

Bu komutu girince, “keystore” için şifre soracak. Eğer ayrıca değiştirmediyseniz, şifre “changeit” (tabii ki çift tırnaklar ve steganografik olarak eklediğim özel mesaj hariç).

Git Ve Postgresql Yedekleri

Yakın bir zamanda, postgresql yedeklerini versiyonlamak gibi bir cinlik aklıma geldi. Maksat, son yedeğin yanısıra eski yedekleri de tutmak ve mümkün olduğunca az yer kaplamalarını sağlamak. Bir süredir işler RCS kullanarak gayet iyi gidiyordu. Fakat tablolar ve içlerindeki veriler büyüdükçe, önce yavaşlama, sonra da “hafıza bitti” hataları gelmeye başladı. RCS‘in dosya farklarını saklamak için kullandığı diff, postgresql‘in pg_dump komutundan gelen toplu insert işlemlerini incelerken 2gb hafızalı VPS’te yetersiz kalıyordu.

Dinozorluğa artık gerek olmadığını, RCS yerine git kullanırsam sorunun tamamen çözüleceğini düşünerek, git‘e geçtim. Ama iki aracın üretim tarihleri arasında yıllar da olsa (RCS ilk olarak 1982’de, Git ise 2005’te kaleme alınmış) tasarımları arasında bir fark yokmuş: İkisi de performans için hafızayı kullanıyorlar, bundan dolayı binary olmayan ama değişiklik bloklarının çok büyük olduğu dosyalarda naz yapıyorlar. Yani, çözülmesi gereken şey daha çok pg_dump tarafındaymış demek ki, diye düşündüm.

pg_dump, hızlı yükleme için standart olarak her tablo için tek bir insert işlemini kullanmakta. Farklı olarak, her satıra bir insert gelecek şekilde de yedeği alabiliyorsunuz. Bu, geri getirme işlemini çok yavaşlatıyor ama iki avantajı var: Birincisi, tek bir satırda oluşabilecek bir hata tüm tablonun yüklenmesini engellemiyor. İkincisi, diff algoritmaları uygulanırken çok daha hızlı işlem yapılabiliyor.

Siz de veritabanı yedeklerinizi versiyonluyorsanız ya da bunu okuyunca iyi bir fikir gibi geldiyse, buyrun ilgili yedekleme komutu:

1
2
$ pg_dump -c -C --disable-triggers --quote-all-identifiers --column-inserts \
  --file=yedek.sql db-name

D-Smart Halleri

Müşteri hizmetleriyle olabildiğince az zaman geçirmeye çalışırım, şu ana kadar iki tarafın da hayırlı sonuçlar alamadığını düşünüyorum. Ancak çok darda kalırsam dakikalarca telefonda müzik dinlemek ya da eposta yollayıp yanıt alamamak yoluna gidiyorum. Örneğin D-Smart ile en son 2013’ün Haziran ayında iletişim kurma gereği duymuşum. O günü bugün hatırladım, zira yeni yanıt verdiler.

Nasıl olmuştu? ADSL en lazım olduğu vakitte patladı, biraz bekledim, sonra arayayım dedim. Bayağı bir arayıp da ulaşamayınca (genel bir arıza olduğunda yanıt vermemeyi seçen her çağrı merkezine ulaşılamadığı gibi) sinirlenip bir çılgınlık anında web sitelerindeki erişim formundan mesaj yollamaya karar verdim. Internet bağlantısı o gün geri gelmedi. Yattık kalktık ve hayatımıza devam ettik.

Bugüne kadar. Bugün D-Smart 6 aylık bekleyişime son verdi ve bana yanıt verdi. Telefonla erişememem şikayetime karşılık “şikayetinizi telefonla iletiniz” diyerek.

Eminim ki bana yanıt veren eğer bir robot değilse işi başından aşkındır. Yanlış yapma hakkı da vardır. Ama benim de neşelenip gülümseme, mesajı gören diğerlerinin de neşelenip gülümseme hakkı var değil mi?

Buyrun:

OSX’te NAT Ayarları

Virtualbox ya da benzeri bir sanallaştırma ortamı kullanırken, bazen sanal bilgisayarlarınızın Internet erişimine ihtiyaç duyarsınız. Bunu genellikle “bridged networking” ayarını kullanarak sağlamak mümkün. Ama sanal bilgisayarlarınızın ayrı bir ağda durmasını istediğinizde Virtualbox Internet erişimi için size özel bir yardımda bulunmaz.

Virtualbox Linux’ta çalışıyorsa iptables ile “NAT” ve “routing”, en azından alıştığım için kolay. Ama OSX’in kullandığı pf’e biraz yabancı olduğumdan bunun karşılığını aramam gerekti. Bir daha arar da bulamazsam diye buraya not edeyim dedim.

OSX’te NAT Ayarları

Diyelim en0 ve en1, Internet erişimi olan ağ arabirimleriniz. O zaman /etc/pf.conf dosyasını açıp, nat-anchor "com.apple/*" yazan kısmın bir satır üstüne şunu ekliyoruz:

nat on { en0 en1 } from 192.168.56.0/24 to any -> { (en0) (en1) }

Sonra bu değişikliği etkinleştirmek için de şu komutu giriyoruz:

sudo pfctl -F all -f /etc/pf.conf

Paket filtresinin etkin olmasını sağlamak için de:

sudo pfctl -e

Bundan sonra virtualbox içindeki konuk bilgisayarlarda ağ geçidini ayrıca ayarlamak gerekli. Virtualbox’ın DHCP sunucusu henüz bir ağ geçidi ayarlamanıza imkan vermiyor.

OSx’te IP Forwarding

Tabii sistemde paket yönlendirmeyi açmazsak NAT’la varmaya çalıştığımız noktaya tam da varmış sayılmayız. Önce /etc/sysctl.conf dosyasına aşağıdaki satırı ekliyoruz, dosya yoksa oluşturuyoruz:

net.inet.ip.forwarding=1

Sonra da komut satırından aşağıdaki komutu veriyoruz ki bilgisayarı yeniden başlatmaya gerek kalmasın:

sudo sysctl -w net.inet.ip.forwarding=1

Parkinson Kanunu Ve İşler

“Parkinson Kanunu” kitabını zamanında büyük bir keyifle okumuştum. İngiliz tipi esprilerle dolu olduğundan pek de beğenmiştim. Geçenlerde yine Internet’te serserirken bu şakacı kanun üzerine doktora çalışmaları falan yazıldığını farkettim: Şaka olsa da gerçekmiş demek ki. Bu vesileyle, Parkinson Kanunu kitabındaki favori örneğimi buraya alıntılamak şart oldu:

…işlerin başını aştığını düşünen bir memur ele alalım, adı A olsun. İşinin gerçek ya da zahiri olduğu konuyla ilgisiz, ama A’nın bu fikrinin enerjisinin azalmasından kaynaklı olduğunu gözlemlememiz mümkün. Bu gerçek ya da zahiri fazla çalışmaya üç olası şifa vardır. İstifa edebilir, B adlı iş arkadaşıyla işleri paylaşmayı önerebilir ya da altındaki C ve D adlı iki memurun yardımını isteyebilir. Bu üç ihtimal arasında, A’nın üçüncüyü seçmeyeceği herhangi bir durum yoktur. İstifa etse, emeklilik ikramiyesini kaybedecektir. Hiyerarşide aynı seviyede bulunan B ile işleri paylaşsa, W emekli olduğunda açılacak pozisyona bir rakip getirmiş olacaktır. Bunlardan dolayı A, altındaki C ve D’ye işleri paylaştıracak ve böylece ikisinin birden  değerini anlayan tek kişi olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken konu, C ve D’nin ayrılmaz bir ikili olduğudur. Sadece C’yi bu işe sokmak imkansızdır. Neden? Çünkü C tek başına olsa işi A ile paylaşacak ve pratik olarak B ile aynı durumda olacaktır. Alt seviye çalışanlar iki ya da daha fazla olmalıdır, böylece ikisi de bir diğerinin yükselmesinden çekinerek çalışacaklardır. C’nin işlerinin başını aştığından şikayet etme vakti geldiğinde A, C’ye iki yardımcı atayacaktır. İç sürtünmeyi engellemek için aynısını D’ye de yaparak pozisyonlarını aynı durumda tutacaktır. E, F, G ve H’nin de işi alınmasıyla birlikte, A’nın kurumda yükselmesi kesinden de öte bir olasılığa dönüşür.

Artık bir kişinin yaptığını yedi kişi yapmaktadır. Bu yedi kişi birbirleri için iş üretirler ve A her zamankinden daha fazla çalışmaktadır. Yeni bir evrak hepsinin imzasını gerektirir. Memur E konunun F ile ilgili olduğunu düşünür, C’ye yanıt olarak bir yazı yazar, C ise D’ye danıştıktan sonra yazıyı onaylar, D de G’nin konuyla ilgilenmesini ister. Bu noktada G tatile çıkar, dosyayı H’ye yönlendirir. H de C ve D tarafından imzalanmış bir tutanakla, yazının son halini A’ya takdim eder.

Bu noktada A ne yapar? A’nın yazıyı okumadan imzalaması için haklı sebepleri ve kafasında başka bir sürü sorun vardır. W’nun gelecek yıl emekli olacağını bildiğinden, yerine C’nin mi yoksa D’nin mi geçeceğine karar vermelidir. G’nin iznini onaylamalıdır. Onun yerine H mi gitseydi diye düşünmektedir: Son zamanlarda pek sağlıksız görünmektedir H. Ayrıca F’nin ikramiyesi ve E’nin başka birime geçme isteği de bir kenarda durmaktadır. A ayrıca D’nin evli sekreterlerden birine aşık ve G ve F’nin birbirine küs olduğunu duymuştur. Neyse, A yazıyı alır, imlayı düzeltir, F’nin düzelttiği bölümleri eski haline getirir. Son noktada C’den H’ye memurların hiçbiri doğmamış olsa bile ortaya çıkacak sonucu oluşturur. Bu sırada kimse boş durmamış, herkes elinden geleni yapmıştır. A işten akşam en son çıkanlardandır. Çökük omuzları ve alaylı gülümseyişle, geç saatlere kadar çalışmanın ve kır saçların, başarının ceremelerinden olduğunu düşünür…

(Kaynak: http://www.heretical.com/miscella/parkinsl.html )

Linux Sistemlerde Dil Ayarı

Sistem kurulurken özellikle Türkçe’yi seçmemişseniz, çoğu komut satırında aşağıdakine benzer uyarılarla karşılaşabilirsiniz:

perl: warning: Setting <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Locale" class="zem_slink" rel="wikipedia" title="Locale">locale</a> failed.
perl: warning: Please check that your locale settings:
    LANGUAGE = (unset),
    LC_ALL = "tr_TR.UTF-8",
    LANG = "tr_TR.UTF-8"
    are supported and installed on your system.
perl: warning: Falling back to the standard locale ("C").

Bunu çözmenin yolu iki komuttan geçiyor:

sed -i /etc/locale.gen -e 's/^#[ \t]*tr_/tr_/'

ve sonra da

locale-gen

Iphone Neden Çok Eğlenceli?

Uzunca bir süredir ailecek Iphone kullanıyoruz. Diğer akıllı telefonlarla da yüz göz olmuşluğum vardı, itiraf etmek gerekirse Iphone’u özellikle istediğimden değil, diğerlerini özellikle istemediğimden tercih ettim. Iphone hakkındaki çoğu itiraza da yanıtım var. Mesela, Itunes kullanarak güncellemenin çok zor olduğunu söyleyen birine Nokia N97’yi güncellemenin neredeyse imkansız (iddia ediyorum, evet) olduğunu söyleyebilirim. Ya da uygulamalarının sadece Appstore’dan alınabiliyor olması eleştirisine karşılık, nereden ne uygulama edinebileceğinizi bilmediğiniz on civarı akıllı telefon modeli sayabilirim.

Neyse, demek istediğim, bayağı bir zamandır Iphone kullanmaktayım ve hayatımdaki memnuniyetsizliklerin kaynakları listemde telefonum yok. Hatta tam tersi, Iphone kullanırken memnuniyetsiz kaldığımı pek hatırlamıyorum. Bu tespitim, beni bir miktar tefekküre itti: İşin açığı, teknolojiyle ilgili olup da düzgün düzgün çalışmasına rağmen sinirlenmeyeceğiniz bir alet henüz dünyaya gelmiş değil, olmamalı. Toplu üretimler, tüm özel isteklere yanıt veremeyecektir, o yüzden mutlaka bir noktada fabrika çıkışı bir ürün sizin isteğinizi karşılamayacaktır. Peki Iphone’un farkı ne?

Farkı şu: Iphone, telefon tasarımından daha çok bir hayat (sosyal ya da bireysel) tasarımı. Ortalamayı hedef alan, ortalamadan sapmaları ise yumuşak bir şekilde, hafif hafif çekerek ortaya doğru çeken bir tasarım. Altını çizmek istiyorum, buradaki tasarımdan kastım ikonların rengi, telefonun ağırlığı, ısınıp ısınmadığı gibi ayrıntılar değil. Buradaki tasarım, etliye sütlüye dokunmayan bir günlük hayat yaşanımına eklenen, tespih muadili bir aksesuar.

Peki bu tasarım nasıl mümkün oluyor? Uygulamaların ve telefonun kendisinin kolay kullanımının yanı sıra, telefonun çevresinde oluşan diğer kullanımların da Apple tarafından özel olarak düzenlenmesiyle. Apple, Iphone üzerinde çalışan tüm uygulamaları belli bir süzgeçten geçiriyor ve ona göre uygulama dükkanı olan “Appstore”‘un vitrininde görünmesine izin veriyor. Appstore’un uygulama yayınlama politika belgesinden bazı alıntılar:

  • App Store’da 250000’in üzerinde uygulamamız var. Daha fazla “şapşal” uygulamaya ihtiyacımız yok. (Burada deyim olarak “fart” kullanılmış, yani “şapşal” yerine “osuruktan” diye de çevrilebilirdi.)

  • Amatörce yazılmış uygulamaların arasına kendi kaliteli uygulamalarını karıştırmak istemeyecek bir sürü ciddi uygulama geliştiricimiz var.

  • Uygulamanız reddedilirse, itiraz edebileceğiniz bir teftiş kurulumuz var. Basına bizi şikayet edip bize zarar vermeniz hiç bir işinize yaramaz.

  • Bu belge canlı bir belgedir. Yeni uygulamalar her an yeni kurallar çıkmasına sebep olabilir. Belki de sizin uygulamanız yeni bir kuralı tetikleyecektir.

Gibi gibi. Yani Apple ile birlikte uygulamanızı kitlelere açmaya karar verdiyseniz, onların ülkesinde, onların kurallarına tabisiniz ve bunlar her an değişebilir. İstemezseniz, pılınızı, pırtınızı ve çok geniş bir kitleye erişme olasılığınızı alıp gidebilirsiniz.

Üsttekiler, genel önermeler. Bunun dışında bol bol özgül maddeler de var:

  • Örneğin, uygulamanız içinde “bu uygulama Android’de de var” ya da “Nokia’daki orijinalinden Iphone platformuna taşınmıştır” diyemezsiniz.

  • Uygulamanız ne kadar pahalıysa, Apple da uygulamanızı o kadar ayrıntılı inceleyecektir.

  • Profesyonel olarak ironi ve taşlama yapanlar dışında, ironi ya da taşlama yapmak yasak. (Amatörler dışarı)

  • Nedense, özellikle Rus ruletiyle ilgili uygulamalar yasak.

Bunlar devam edebilir. Asıl belge sadece kayıtlı Apple geliştiricilerine açık, o yüzden burada aslını veremiyorum.

Yine de konu ortada: Apple’ın istediği, sınırlarını ürünleriyle belirledikleri ülkede, bir ütopya karikatürü yaratmak. “Tarot” diye arattığınızda yerli yersiz bir sürü uygulama gelmekte ve sadece indirip teker teker deneyerek size hoş vakit geçirmeyi garanti etmekte. Fakat biraz ciddileşmeye başladığınızda, diğer telefon ya da bilgisayarınızda bir uygulamanın muadilini aradığınızda şansınız yok. Apple ile çıkarları çelişme ihtimali olan bir topluluk ya da kurum için, üreticinin sağladığı ve zorladığı tek platformu kullanma şansınız yok. Daha bir çok şey için şansınız yoktur ama benim bu tefekkürüm sırasında aklıma gelenler bunlar.

Iphone çok eğlenceli. Ama siz ona doğru eğiliyorsunuz kullanırken, o size doğru yaklaşmıyor. Çok alacalı bulacalı olduğundan çoğu zaman başınıza ne geldiğini anlamak için şarjının bitmesini beklemeniz gerekebiliyor. Iphone’u Apple tasarlamış, Iphone da zamanla sizi tasarlayabiliyor.

Yani şimdi Iphone’umu atacak mıyım? Tık tık (tahtaya), hayır. Bu aralar Iphone üzerinde bir uygulama geliştirip ondan sonra da ne olacağını izlemek gibi bir fantazim vardı, ondan vazgeçiyorum sadece. Bence Apple’ın oynadığı oyun pek temiz değil, pasif olarak oyuna seyirci kalabilirim ama aktif girmek akıl karı değil.

Sonuç: Panasonic GD30’dan sonra ne ben ne de telefon piyasası iflah oldu.

SUDO Rehberi

Sudo komutu, Unix ve benzeri işletim sistemlerinde bulunan, bir kullanıcının başka bir kullanıcı yetkisiyle (genellikle root kullanıcısı) komut çalıştırmasını sağlayan bir programdır. Sudo komutunu kullanarak bir komut çalıştırmadan önce, kullanıcıdan kendi şifresini girmesi istenir (gereksinimlere göre şifresiz erişim de sağlanabilir). Şifre doğruysa ve /etc/sudoers dosyasındaki yapılandırma erişime izin veriyorsa, komut çalıştırılır. Girilen şifre 5 dakika kadar geçerli olur, o sırada girilen komutlarda yeniden şifre istenmez.

Sudo komutu kullanarak yetkilendirmeyi dağıtmak, geleneksel su komutuna kıyasla çeşitli avantajlara sahiptir:

  1. Sudo ile girilen tüm komutların kaydı tutulur.

  2. Sudo ile tek bir şifrenin paylaşılmasına gerek yoktur – yetkili her gerçek kullanıcının kendine özel bir şifresi vardır.

  3. Sudo kullanarak kullanıcının yetkileri sadece belli komutları çalıştıracak şekilde kısıtlanabilir.

Bu kısa rehberde, Redhat 4/5 sunucuları için “su” komutu yerine “sudo” komutunun kullanımına geçiş açıklanacak ve denetim mekanizmalarına değinilecektir.

/etc/sudoers Yapılandırma Dosyası

Redhat sistemlerinde (ve benzeri bir çok sistemde) genel alışkanlık, sudo ile root kullanıcısına erişim yetkisinin belli bir gruba dahil kullanıcılara sınırlanmasıdır, genellikle bu grubun ismi “wheel” ve ID’si 10’dur.

“wheel” grubunun ismi, “big wheel” deyiminden gelmektedir. Bu deyim, İngilizcede büyük gücü ya da etkisi olan insanları tanımlamak için kullanılır.

“wheel” grubundaki kullanıcılara root kullanıcısı erişimi vermek için sudoers dosyasına aşağıdaki satır eklenir:

 %wheel ALL=(ALL) ALL

Bu satır /etc/sudoers dosyasına herhangi bir metin düzenleyicisiyle eklenmemelidir. Bu yapılandırma dosyasındaki bir arıza, tüm sudo mekanizmasını bozabilir. Bu yüzden “visudo” komutu kullanılmalı, bu komut girildikten sonra çıkan metin düzenleme ekranından değişiklik yapılmalıdır. Visudo komutu, dosyayı kalıcı olarak yazmadan önce sözdiziminin geçerliliğini kontrol eder.

“visudo” komutu, standart olarak vi programını çalıştırmaktadır. Eğer farklı bir metin düzenleyici kullanılması istenirse, VISUAL değişkeni kullanılmalıdır. Örneğin, nano kullanmak için visudo komutundan önce “export VISUAL=nano” komutu girilmelidir.

Gereksinimlere göre, şifresiz bir şekilde (sadece sisteme girişte kullanılan şifreye güvenilerek) erişim sağlanması uygun görülürse, üstte girilen satır şu şekilde değiştirilmelidir:

 %wheel ALL=(ALL) NOPASSWD: ALL

Kullanıcı Yapılandırması

Üstteki ayarlar yapıldıktan sonra yetkili olması gereken kullanıcıların wheel grubuna eklenmesi gerekir. Bunun için, aşağıdaki komutun verilmesi gerekmektedir:

 # usermod -a -G wheel

Kayıt izlenmesi

Sudo komutunun etkinliği /var/log/auth.log dosyasında tutulur. Yetkili bir kullanıcının etkinliğinin oluşturacağı kayıt aşağıdaki gibidir:

 Aug 5 06:02:49 localhost sudo: can : TTY=pts/1 ; PWD=/home/can ;
     USER=root ; COMMAND=/usr/bin/tail /var/log/auth.log

Yetkisiz bir kullanıcının erişiminin kaydı ise şu şekilde tutulur:

 Aug 5 06:00:28 localhost sudo: bican : user NOT in sudoers ;
     TTY=pts/1 ; PWD =/home/bican ; USER=root ;
     COMMAND=/usr/bin/emacs /etc/resolv.conf

Sonuç

“Sudo” komutunun özellikleri kullanılarak, tek bir ortak şifre kullanmanın getirdiği yüklerden (güvenlik, güncelleme vb.) kurtulmak mümkündür. Ayrıca yetkili kullanıcı etkinliği daha ayrıntılı izlenerek, denetimde kolaylık sağlanır. Bu kısa rehberde sadece temel yapılandırma tanıtılmıştır. Sudo komutunun daha etkili kullanımı için http://www.gratisoft.us/sudo/sudoers.man.html adresinden ayrıntılı bilgi alınabilir.

Deep Purple

Kendimi bildiğimde halihazırda yaşlanmış olan bir grubun konserine gitmek garip bir duygu. Onlar da garip hissediyor olmalılar.

Pardus’ta Yerel Depo Kullanmak

Birden fazla Pardus bilgisayarınız varsa ve her güncelleme için Internet bağlantınızı kullanmak istemiyorsanız, bir de üstüne kaliteli bir bağlantınız varsa, bence Pardus deposunu yerel olarak saklamalısınız derim. Fazla zor değil, sadece bir miktar disk alanına ihtiyacınız var, Pardus dağıtımı başına 10 ila 12 gigabayt kadar.Herşeyden önce, deponun uzaktan erişimi için apache kuruyoruz:sudo apt-get install apache2Aşağıdaki betik, istediğiniz Pardus dağıtımlarını yerel olarak depolayacaktır: #!/bin/bash IFS=''umask 022 URL='rsync://packages.pardus.org.tr' base_dir=/var/www/pardus-mirror mkdir -p $base_dirset -- 2011-stable corporate2-stable # hangi dağıtımları almak istersiniz? while [ ! -z "$1" ] do for repo inrsync -avz $URL | fgrep “${1}–” do repo_uri=echo $repo | awk ‘{print $1}’ mkdir -p $base_dir/$repo_uri rsync -az --delete $URL/$repo_uri $base_dir/$repo_uri/ done shift done Bunu bir kere çalıştırdıktan sonra (pek uzun sürecek) her gün çalışması için, /etc/cron.daily dizininin altına koyabilirsiniz.Pardus bilgisayarlarda, yerel deponun kullanılması için aşağıdaki komutlar yeterli:

pisi rr pardus pisi ar pardus-yerel http://apache-kurulan-bilgisayarin-ismi/pardus-mirror/cat /etc/pardus-release|cut -d’ ‘ -f2-stable-uname -p/pisi-index.xml